NE OLDU BU KUTSAL EVLİLİK YEMİNİNE?
Son zamanlarda hangi sohbete dahil olsam, nerde biraz özel bir konuşmaya tanıklık etsem konu hep aynı; veba gibi yayılan, “yuvaların kapanan kapıları”…İşin üzücü tarafı, bu ayrılıkların cemiyet hayatında bir trend haline gelen, yaşanan ve hatta yakıştırılan bir moda gibi kanıksanmış olması…
Gelişen sosyal yaşantı, iletişim imkanlarının çoğalması, medya ve sanal dünyanın ilerlemesi ile tanışmaların, birlikteliklerin ve hatta evliliklerin şekli oldukça değişti. Bu hızlı değişimin içinde ya insanlar nereye gittiklerini bilmiyor? Ya nerde durduklarını görmüyor ya da nereden geldiklerini unutuyorlar?
Çok uzak bir tarih değil, daha bu ülkede yirmi yıl öncesinde, aile yapısı, saygı, büyüklerden korku ve onların dediklerini yapma zorunluluğu içerisinde, görücü usulü evlilik yolu haricinde pek bir alternatif yoktu. Evliliğe giden bunun dışındaki yollar, maalesef çok benimsenmemekte, doğru bulunmamakta idi.
Cem YILMAZ’ın dediği gibi “sevişerek evlenmek” mi bu işin sihrini, büyüsünü bozdu acaba? Evlilik öncesi tanışma, paylaşımlar ve birbirini fazla bilmek ve yaşamak mı sonunu hazırlıyor evliliklerin bilemedim?
Genç yaşta “EVET” diyenler, ne yaptıklarının farkında olmadan, kendi ifadeleri ile ‘’EVCİLİK’’ oyunlarını beceremeyip, flört dönemlerinden bile daha kısa evli kalarak boşanıyorlar. Acaba bundan sonraki beklentileri yeni bir aşk, yeni bir iş midir?
Eskisi gibi bir düğünü mahalle ve aile çevresi ile, mevcut imkanlar dahilinde yapmak yerine, evlilik yaşantısına geçişi özene bezene organizasyon firmalarının iğneden ipliğe tasarladığı, havai fişekli, yemekli, sazlı, sözlü, ciddi masraflı düğünler ile yapıp, ayrılıklar ile boşa giden yatırım da, cabası.
Birde bu işin olgun yaşlarda yaşanan modeli var. Genç eşlerini ikinci defa boşayıp, pişkin bir şekilde yenisini parmağı ile işaret edenler var. Bu dinozorlar hiç mi yaşlılığın ve elden ayaktan düşünce kiminle hayat paylaştığının hesabını yapmıyorlar? Öz güven mi fazla, yoksa taşıdıkları cesaret hapı mı etkili? Anlayamadım…
ilginç olan başka bir model, boşandıktan sonra sıkı bir arkadaş ve dost olarak kalanlar… Birbirlerini sık sık arayıp, sanal olarak kendilerini evli oldukları süreden daha yakın hissedenler, evli kalarak mutsuzluğu paylaşmak yerine, arkadaş kalarak heyecan ve adrenalini korumayı tercih edenler. Bir çin atasözü şöyle der; “KADIN PEŞİNDE KOŞMANIN ZARARI YOKTUR, ZARARLI OLAN ONU YAKALAMAKTIR.”
Birde benim eskiden dostum diye yanımda dolaştırdığım, her şeyini kaybetmiş bir adam var. Zekası ile konuya yeni bir boyut getirmiş, malına mülküne zarar gelmesin diye boşanmış, ama eşi şirketine ortak, birde hiçbir şey yokmuş gibi beraber yaşıyorlar. Bu da ticaretteki başarılı zekanın evliliğe yansımış hali olsa gerek.
Bilinen şeklinde bile değişiklik var. Bir kaçamak, şeytana uyma vakası ortaya çıktığı anda yarattığı etki ve çatlama evliliği zora sokup başka bir boyut kazandırır. Bu noktadan sonra, bu sıkıntının üstesinden gelmek, yarayı sarmak, aileyi, çocukları kurtarmak büyük yürek ve güç ister, hele bir de bağışlayan ve affeden kişi bir erkek ise…
Biraz düşünürsek, kötünün iyisi iz bırakmayanlar galiba… ne evdekinden ne de dışarıdakinden vazgeçiyorlar. Evli olduğunu kumandanın “stand by’’ konumunda bekletirken, dışarıdakilerle gününü gün eden ve heyecan yaşayan. Sonuçta kumandanın kırmızı düğmesine birisi basana kadar başarılılar…
Evlilik masasına oturtacak birini bulmak yeterince zor iken, şimdi o masadaki ile bir ömrü paylaşma konusu zora girmiş gibi görünüyor. Dünyanın ve hatta tüm doğanın dengesi bu kadar bozulurken, adeta kutsal yeminin de sihri bozulmuş görünüyor…
İyi günde, kötü günde; hastalıkta, sağlıkta ne olacağı belli olmaz artık…